Öö Kuşu ve Huu Kuşu

Kuzey artık tipik bir 4 yaş çocuğu. Esprili, hırçın, hareketli, hayal gücü sonsuz gibi görünen bir çocuk. Evimizde yaşayan türlü canavarlardan bazen korkan, bazen de onlara meydan okuyacak kadar cesur bir küçük adam.

Evet, yanlış okumadınız, evimizde canavarlar yaşıyor. Öö Kuşu artık korkunçluğunu yitirdi, Huu Kuşu’muz revaçta ve bir de Cars filmindeki şu biçerdöver var.

Kuzey tek başına banyoya çiş yapmaya gidebiliyor fakat onu evimizin uzuuuun koridorunun ucundaki odasına bir şey alması için yollamak imkansız bir şey. Tıpkı onun yaşındaki annesi gibi koridoru çoğu zaman “uçarak” geçiyor. Eh, bu normal, biliyorum. Hayalinde kurduğu olaylara, destekli sallamalarına ve okuldan gelirken yolda gördüğünü iddia ettiği “kocaman sivri dişli, etobur dinozorlar”ına alıştım.

Kuzey’in yaşındayken evimizden delicesine korktuğumu hatırlıyorum. Her yerde beni yemek için bekleyen korkunç yaratıklar vardı. Yatağın altında, dolapta, karanlık köşelerde beklerlerdi. Banyo perdesini neredeyse yırtarcasına açardım, odadan bir şey istediklerinde ışıkları aça aça gider, dönüşte elim dolu olduğu ve de koştuğum için kapatamadığım ışıklar yüzünden anne-babamdan azar işitirdim. Sonra bu durumu abarttım. Bir gece odamın kapısında bana kötü kötü gülümseyen bir “cadı”, yanlışlıkla bir şişe öksürük şurubu içtiğim bir gece de odamın tavanında gördüğüm “kocaman tüylü, kanlı ağızlı bir kuş” sonrasında annem konuyu ele almaya karar verdi! Takip eden 2 gün içinde evi baştan aşşağı temizledik. Ama öyle böyle bir temizlik değil, tüm dolaplar döküldü, canavar öldüren çamaşır suyuyla silindi, yataklar, dolaplar çekildi, arkaları temizlendi. Bel fıtığından muzdarip annem haşat oldu ama benim de canavarlar kaybolup gittiler… Sonrasında korkusuz biri oldum çıktım.

Kuzey’in canavarları için annemin yaptığını yapsam mı diye düşünüyorum. Etkisi olmayacaktır bence, çünkü ben kız çocuktum, çamaşır suyunun gücüne inanıyordum (hala da inanıyorum). Kuzey evin temizlendiğini bile fark etmiyor bazen. İtiraf etmek gerekirse, bazen onun canavarlarına ihtiyaç duyuyorum! Huu Kuşu bazen hayatımı kurtarıyor, aynı randımanı uzunca bir süre Öö Kuşu’ndan da aldık aslında.

Nedir bu Öö Kuşu, Huu Kuşu diyorsunuz değil mi? Anlatayım.. TRT Çocuk kanalında Gece Bahçesi isminde bir program var. Hipnotik etkisi olan, uyku öncesi Köksal Engür’ün sakinleştirici seslendirmesiyle çocukları biraz olsun uykuya hazırlayan bir program. Makka Pakka, Upsy Daisy, Iggle Piggle gibi karakterleri var. Kuzey uzunca bir dönem sadece bunu izledi. Programı izlerken hipnotize oluyor insan gerçekten, neyse.. Aralarda şarkı söyleyen kuşlar var, neydi isimleri? Hmm.. Ah, evet, Tittifer’lar! Bu şarkı söyleyen kuşların arasında en kalın notayı “şakıyan” kuş aslında bir Tukan. Hani şu siyah büyük gagalı, rengarenk, tropikal iklim kuşu. Uzun bir ÖöööÖöö! sesiyle şarkıyı noktalayan kuş yani, bizim Öö Kuşu’muz!

Yapmamalıydım, biliyorum ama inanın Kuzey’i sakinleştirmek bazen mümkün olmuyor. Kudurduğu zamanlarda Ööö Kuşu geliyor diyordum ve hoop! Kuzey kanepeye oturuyordu uslu uslu. İlk zamanlar oturmaları asla tekrar kudurmaya dönüşmüyordu. Fakat zamanla Öö Kuşu çekilmez olmaya başladı ve ona meydan okudu! Legolarıyla yaptığı “bazuka”, “taramalı tüfek” ve “tabanca”larla Öö Kuşu’na savaş açtı! Ve sanırım savaşı kazandı, kudurmalar başladı. Ve biz biçare anne baba yeni bir kuş keşfettik; “Huu Kuşu”. İçi boş bir soda şişesine kuvvetlice üflemek suretiyle çıkarılan huuuuuuuu sesiyle Kuzey’i biraz olsun “dinlendirebiliyoruz”.

Çocuğu olmayanlar beni anlayamayacaklardır eminim. Bu anlattığım, uslu çocuklu ailelere ya da bekar gençlere psikopatça gelebilir. Annem bana “Anne olunca anlarsın” dediğinde küplere binerdim sinirden ama haklıydı. Çoğu şeyi anne oldum, ancak anladım. Ve yazımı buna benzer bir şeyle noktalıyorum; Uzun süren bir “2 yaş sendromlu çocuk” sahibi olunca anlayacaksınız!!

Reklamlar
Kuzey'den kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Bağlandık!

Defne 8 aylık oldu Kasım’ın 8’inde.

Artık oturabiliyor, son sürat emekliyor, tutunup kalkıyor, “sıralıyor” ve tek elle tutunup arkaya eğilerek reklam seyredebiliyor.

Kovalamaca oynayabiliyoruz. İyi güzel ama ben hep yakalanıyorum!

Odadan çıkıyorum, arkamdan şap şap emekleme sesleri. Nereye gitsem geliyor. Gelemediği yerde kaderine küsüp, oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Ben varken mutlu, bensiz mutsuz. Babayı özlüyor, abisine gülücükler saçıyor ama bana müptela. Sadece süt de değil mevzu. Beni istiyor.

Gece uyanıp yatağından bana iş atıyor. Bir süre yatağa alıp emziriyorum, uyuyor. Geri yatırınca uyanıp ağlıyor. İstiyor ki ben hep yanında olayım, meme hep ağzında olsun, gözgöze olalım, kolyemle oynasın, tek dişiyle bana gülümsesin…

Aslında bundan hoşlanıyorum. Adeta soğuk esen bir rüzgar gibi büyüyen Kuzey’in hiç böyle bağlanma problemi olmadı. Serinkanlı, kendine yeten bir bebekti. Yatağına bırakırdın, uyurdu. Kalkınca ağlamadan oyun oynardı. Kolaydı.

Bu aylarda anneye pek bağlanırmış bebekler. Odadan çıkınca geri dönmeyecek zannedip ağlarmış. Aynısını yaşıyoruz.

1,5 ay daha doya doya birlikteyiz. Sonra anne işe gidecek. Defne ağlayacak. Hepsi bu…

Defne'den... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Dinle(n)mek…

Genç kızken odamda, başucumda hep radyom, kasetçalarım olurdu. Yatağa yatar yatmaz uyuyan bir insan hiç olamadığım için saatlerce radyo kanallarını dolaşır, müzik dinlerken uyuyakalırdım. Uyandığımda hala müzik çalıyor olurdu. Tam manasıyla “müzikle yatıp, müzikle kalkardım.”

Yatarken bile müzik dinleyen ben, gün boyunca da müzik dinlerdim. Okula giderken trende, otobüste, derste gizlice, evde yemek yaparken, sıkılınca, üzülünce, sevinince.. Önce bir walkman, sonra MP3 Player, en nihayetinde discman… Zannedersiniz ki kulaklıklar vücudumun bir parçası! (:

Ve sonunda evlendiğimde bu gece dinlemeleri sona erdi, mecburen. Zaten çalışmaya başlayınca, otomatikman yatağa yatar yatmaz da uyumaya başladım. Servisteyken ve hatta bir kulağımda müşteri car car konuşurken bile diğer kulağımda müzik, hayatımda olmaya devam etti.

Sonra hamile kaldım ve işi bıraktım. Bebeğimle dinlemeye başladık. Artık kulaklığın biri kulağımda, diğeri karnımdaydı.

Ve Kuzey hayatımıza girdi. İlk aylar sesten nefret eden bir bebek olduğu için müzik dinleyemedik. Sokağa adım attığım an kulaklıklarımı takıyordum. Sonra işe başlayınca servis dinlemeleri geri döndü. İşyerinde ise müziksiz çalışamaz oldum.

Ve Defne’ye hamile kaldım, evdeki müzik yine sustu.

Sonunda fark ettim ki, ben kulağımla birlikte içimi de dolduracak kadar yüksek sesle müzik dinlemeyi çok özlemişim. Bir köşeye çekilip müzikle yoğrulmayı, her bir notasına kadar müzikle donanmayı özlemişim.

Kendi kendime uyanmayalı uzun seneler oldu. Gece kulaklıkla yatamıyorum, Defne’yi duyamam diye. Ve günün devamında da müzik dinleyemiyorum.

Genç kız yatağımda müzikle uyumayı, bedenim uyurken, ruhumun müzikle beslenmesini, müziğin beni dinlendirmesini çok özledim.

Yine de Defne’nin sesi fena sayılmaz!!!!!

Genel kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »
%d blogcu bunu beğendi: