Bitti…

Eh… O gün geldi çattı sonunda. Koca izin bitti, cuma günü işbaşı.

8 Ocak’ta 32 haftalık gebeyken ayrılmıştım izne. 8 Mart’ta Defne geldi. İlk aylar harala gürele geçti zaten. Yok emdi, emmedi, süt geldi, yetmedi, kabız oldu, Kuzey etkilendi, kıskandı derken su gibi geçti 4-5 ay! Sonrası da İK’nın saçmalıklarıyla boğuşmakla heba oldu desem az olur.

Neler oldu-bitti, özet geçeyim; Önce ücretli izin bitti. Ardından İK, süt iznimi ve yıllık iznimi kullandırdı. İstemedim aslında, uygulama böyle dendi, dilekçe yazıldı, izin başladı. Maaş da tıkır tıkır yattı, yiğidi öldür, hakkını yeme. Sonra İK benden dönüş tarihimi içeren bir dilekçe istedi. Ücretsiz izin 4 ay bizde dendi, uygulama böyleymişmiş. Uygulamayı bildiğimden, ona göre bir dilekçeyle 6 aylık ücretsiz iznin tamamını talep ettim. Yöneticine sor dendi. Sorduk, cevap gelmedi, sonra da yönetici istifa etti. Ben ve iznim havada asılı kaldık.

24 Kasım’da İK beni arayıp hiçbir izinde olmaksızın işe gelmediğimden dolayı işten çıkartılacağımı ima etti. Onlara göre 30 eylül’de işe dönmeliydim, süt izni ve yıllık izni ücretsizden kırpıyorlardı. Ben yine yemedim. “Gelmiyorum 6 ay bitene dek, buyrun işlem neyse yapın.” dedim. “Avukatımıza soralım, arayalım” dediler, bekledim. Geçen hafta aradılar, “6 ayınız 24 Aralık’ta bitiyor, bekliyoruz.” dediler. Aslında 28 aralık’ta bitiyordu ama çingeneliğin lüzumu yok, bu bile önemli dedim ve bitti işte.

Şimdi başıma gelecekleri biliyorum. Bir kere İK’nın numaralarını “yemiş” tüm çocuklu kadınlar beni eleştirecekler. Nedense kadınlarımız, bebekleri ufacıkken işe dönmeyi bir marifet saymaktalar. Aslında hepsi benim yerimde olup tüm izinleri köküne dek kullanmak isterlerdi! Yapamadıkları için de bana yüklenecekler işte. Bahaneleri duyar gibiyim: “İşimi kaybetmeyi göze alamazdım.” ya da “Maddi durumumuz ücretsiz izne elverişli değildi.” ya da “6 ay izne gerek kalmadı, ben geçmiş yıllardaki yıllık izinlerimi kullandım.” gibi.. Hiçbiri benim için geçerli şeyler değil. İşimi kaybetmeyi ben göze aldım çünkü bu yüzden iş kaybedilmezdi. Kaybetseydim de bedeli vardı, hala var. Maddi durumun elverişsizliğine hiç inanmıyorum. Biz bir maaşla 6 aydır tırmaladık ama çocuğumuzun anne sütü almasından daha önemli değildi, sıralamamızı hep süte göre yaptık. Tabii anne sütünün önemine inanan bir baba faktörü var bizde. Geçmiş yıllardaki izinlerini kullananlara ise acıyorum tam manasıyla, çünkü o izinlere ücretsiz izni de ekleyebilselerdi, bebekleriyle daha uzun kalabilirlerdi bu hanımlar.

Yani topun ağzındayım anlayacağınız. İşimi kaybedebilirim. Hazırım buna. 11 ay işten uzak kalışımın bedelini psikolojik baskıyla ya da yıldırma politikalarıyla da ödemek zorunda kalabilirim, buna da hazır gibiyim. Erkek çalışanların gözüne “ballı”, “şerbetli” gibi görüneceğimin de farkındayım. Belki bazı şeylere baştan başlamam gerekecek ama umrumda değil ki. Defne sağlıklı.. Sağlıklı ama bana sorarsanız hala bana ihtiyacı var. Hala uykuya dalmadan önce azıcık da olsa beni koklamak istiyor. Odaya girince yüzü gülüyor, gül yüzü gül bahçesine dönüyor. Onu şu anda bile özlüyorum.

Cuma sabahı 05:30’da kalkacağım. 06:55’de servisteyim, 2. uykuma dalmış olacağım belki de. Akşam 18:00’da çıksam da evde en erken 20:30’da olabilirim. Tüm bu zaman diliminde Defne annemle kalacak. Onu bir yabancıya bırakmadığım için şanslıyım. Annemde bundan dolayı oluşacak arızalara da hazır gibiyim. Ama yine de bırakmamanın bir yolu olabilseydi. Kendimi bu psikolojiye girmediğimi inandırdım ama içimde bir yerde bir ses, cuma sabahı bu yüzden gözyaşı dökeceğimi söylüyor. Üzülmemek imkansız.

İK ile girdiğim izin savaşlarından galip çıkmış olmanın haklı sevinci beni motive ediyor. Kendi gözümde birazcık kahraman gibiyim. Bir yandan da ay başında hesabıma yatacak parayı düşlüyorum. Dudak uçuklatacak kadar az da olsa garip bir haz alıyorum. Erteleyip Uğur’dan isteyemediklerim, sürpriz yaparım diye sakladığım şeyler var mesela, onlar için yeter de artar bile.

11 ayı devirdim. Yeni yılda işe dönüyor olmak fena sayılmaz. Yine de, içim sızlıyor. Keşke çalışmak zorunda olmasaydım. Keşke yürümek üzere olan Defne’nin yanında kalabilseydim. Bu “keşke”leri bir gün çöpe atacağımı biliyorum. O gün gelene dek şans benimle olsun…

Reklamlar
Genel kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »
%d blogcu bunu beğendi: