Defne’nin Doğum Hikayesi

2002 senesinde Uğur askerdeyken yazdığım bir mektuptan alıntı;

“Seni çok seviyorum, çok özlüyorum. Hep hayaller kuruyorum, evlendiğimize, evimize dair. Soyadını adımın yanına koyup sesli sesli söylüyorum, bu halini beğeniyorum. Çocuklarımız nasıl olur bizim düşünsene? İki sarı çocuk… Aa, iki çocuk dedim, içime doğdu belki de. Zaten iki çocuğumuz olsun, mümkünse bir kerede olsun, ikiz yani. Ben tek çocuk istemiyorum zaten. Sarışın olur bizim çocuklarımız. Küçük sarı bebekler… Bir kız, bir erkek, ne güzel olurdu. Hele bir gel de…”
8 sene sonra bu kağıda dökülen hayaller gerçek olmuş bile. Zaman ne çabuk akıp geçiyor. Defne 1 yaşına girdi. Koca bir yıl geçirdik birlikte, sanki birkaç ay önce olmuş gibi her şey. Acım taze, anımsadıkça sızlıyor hala içim, Defne içerideymişçesine.

Geçen sene bu saatlerde Defne gelmek üzereydi. Saat 12:32, ıkınmaktaydım şu dakikalarda. Unutacak mıyım bu anılarımı? O çok güvendiğim detaycı hafızamdan silinir mi bu anı? Bilemiyorum.

Doktorum 1 Mart’taki son görüşmemizde eğer sancım olmazsa ve doğurmazsam 8 Mart Cumartesi günü sabah 9’da hafif bir kahvaltı ederek gelmemi, suni sancı ile müdahale ederek doğumu başlatması gerektiğini söylemişti. O bir haftayı dua ederek ve kendimi düşünce gücüyle sancılanmaya programlamaya çalışarak geçirdim. Ama sancı falan gelmedi. Sıcak banyolar, has Mekke hurmaları işe yaramadı. Suni sancı denen haltın ne biçim bir acı olduğunu bile bile sabahın köründe uyandım. Ev halkı ne kadar sakindi. Uyuyanları uyandırmadan sakince bekledim, Facebook’a bir şeyler yazdım. Kalkıp gittik hastaneye…

Muayenede 4 cm. açıklık olduğunu söyledi doktor, havalara uçtum be! Kala kala 6 cm. kalmıştı, 14 saatte doğurabildiğim oğlum kadar beklemeyecekti Defne belki de. Güle oynaya doğumhaneye indik. İçeri tüm korkuma rağmen tek başıma alındım yine. Önce lavman yapıldı. Sancım olmadığı için kolaydı bu kez. Sonra doktorum su kesemi patlattı, macera başlıyordu, korkudan ölüyordum.

Doğumhanedeki özel odalardan birine yatırıldım. Bu yatırılma işinden nefret ediyorum ben ya. Yatarak sancı çekmek zorunda bırakılmaktan nefret ediyorum. Yaka kartında “Melek” yazan iğrenç suratlı, zebaniden bozma ebe sancımı başlatacak olan serumu bağladı. Heyecanla sancıyı beklemeye başladım. O sırada annem de yanıma geldi, sohbet ediyorduk ki kan seruma doğru ilerlemeye başladı. Çakma melek serumu yanlış bağlamıştı, bir başka ebe düzeltti. Hay düzeltmez olaydı. Bir sancı dalgası yaladı yuttu kasıklarımı! Sakin olmaya çalıştım, epidural yaptıracaktım, biraz dayanıp anestezi uzmanının gelmesini isteyecektim hepsi bu.

Ama beklediğim gibi olmadı! Hızla açıldım! Her sancıda sayıyordum. En uzunu 74 sn. sürdü. Ağlamaya başladım, annem tüymüştü zaten. Epidural istiyorum diye bağırıyordum, doktorumu istiyordum, o çirkin ebeyi istemiyordum. En sonunda güleryüzlü baş ebe yanıma gelip muayene ettiğinde bir terslik olduğunu fark etti. Epidural için çok geç olduğunu, açıklığın 8 cm. olduğunu, açılmanın durduğunu, bebeğin dönemediğini, doktorumu çağıracağını ama epiduralin bu aşamada yapılmasının imkansız olduğunu söyledi. Sol yanıma doğru yatırdı beni ve Defne’yi çevirdi!

Doktorum geldiğinde ebeyle birlikte kanamanın sebebinin dekolman plasenta olduğuna karar verdiler. Sıkı ıkınmalıydım, bu işi hızlı halletmeliydik. “İyi ki bugün gelmişsin” dedi doktorum, iş ciddiydi anlaşılan. Sonradan araştırdığımda eğer o gün suni sancıyla doğumum başlamasaydı en iyi ihtimalle Defne’yi kaybedebileceğimizi öğrendim. Hayır, cümle yanlış değil, en iyi ihtimal bu, en kötüsü ise ikimizin birden ölebileceğiydi.

Deli gibi su boşalıyordu benden. Su kesemin patlatılmasından beri su bitmez miydi? Bu kadar su nereden geliyor olabilirdi? Ebeler ve annem 2 kez yataktaki pedleri değiştirdiler.

Ve doğumhaneye gitme vakti. Saat 12:30 civarı. Açıklık 10 cm. Acı çekiyorum ama fena halde odaklanmış durumdayım, bu sefer uzun sürmeyecek. Çatala çıkış… Tutunacağım yerlerin gösterilmesi ve o koyu yeşil örtüler. Serum şişesinde Batticon. Dikiş takımı. Bebek için getirilen hijyenik pembe giysiler. Faranjit oluşumdan dolayı boğazımın kuruması, susuzluk, nefes alamamak… Yardımcı kadından su istiyorum, midemi bulandırabileceği için sadece minik bir yudum veriyor. Yetmiyor. Nefes alamadığım için ıkınamıyorum, 1-2 sancı kaçıyor öyle. Peçeteyi ıslatıp vermesini söylüyorum. Peçetedeki suyu ağzıma sıkıp nefes almaya çalışıyorum. Odada ben ve doktorum dahil 8 kişi var. Muhabbet ediyorlar, bu beni rahatlatıyor nedense. Çocuk doktoru, ebeler, baş ebe, yardımcı kadın, doktorum, bir de hostes kız. En gergin anımda Defne’nin gelmek üzere olduğunu bilerek kendimi sakinleştiriyorum ve Defne kayarak içimden çıkıyor…

Beklenen rahatlama ne yazık ki yok. Çünkü plasenta paramparça ve onu doğuramıyorum bu kez. Doktor eliyle tüm plasenta parçalarını temizliyor. Birkaç dikiş sonrası işim tamam. Dikişler atılırken Defne’yi getiriyorlar. Tombik, abisi kadar olmasa da o da sarı saçlı, güzel bir bebek. O dakikadan sonra kendimi bıraktığımı hatırlıyorum. Başımın döndüğünü, artık odama gidip yatmak istediğimi…

Tekerlekli sandalyedeyken ben kapılar açılıyor, arkadaşlarım, Uğur, annem…

8 Mart 2010 Cumartesi günü, saat 12:50’de Defne Hanım, benim akça kızım, mis kokulu Defne yaprağım bana hayatımdaki en anlamlı Kadınlar Günü’nü yaşatıyor…

Mektuptaki hayaller gerçek oluyor…

Reklamlar
Genel kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

2 Yanıt to “Defne’nin Doğum Hikayesi”

  1. deryaze Says:

    oyyy ne zorlu olmuş. sağlıklı mutlu yıllarınız olur umarım.

  2. Ipek AG Says:

    Allah dört gözden ayırmasın.. Zormuş gerçekten, bundan sonrası hep kolay gitsin..


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: