Kuzey’in doğum Hikayesi

Zaman ne kadar çabuk geçiyor gerçekten de…

14 saatte güç bela doğurduğum oğlumu hastane odasına getirdiklerinde ve benim benden az önce çıkan o minicik insan yavrusuna bakıp “Bu benim mi? Ben mi yaptım-ben mi başardım bunu?” diye düşündüğüm anı dün gibi hatırlıyorum oysa ki…

Bir bebek yapmaya karar vermek şu an bana ne kadar zor geliyorsa, ilk kez hamile kalmaya karar vermek o kadar kolay geliyordu. Bir gün Uğur’la yatağımızda birbirimize sarılmış yatarken “Hadi bir bebeğimiz olsun, evimize neşe gelir” demişti. Ben de sadece tamam demiştim.

Ama bu kadar hızlı olacağını tahmin etmemiştim! Bu karardan 1 ay sonra 3 haftalık hamile olduğumu öğrenmiştim, şaka gibi! Çünkü doktorum bana yumurtalıklarımdaki kistlerin hemen çocuk sahibi olmama engel olabileceğini söylemişti, çünkü aralıksız doğum kontrol hapı kullanıyordum ve bırakır bırakmaz gebe kalman zor diyorlardı ve ben hap almadan düzenli regl olamıyordum. Ama oldu işte, 3 hafta sonra poliklinikte, elimizde gebeliğimi doğrulayan kan testi sonuçlarıyla birbirine bakıp gözleri dolu dolu olan çift bizdik işte.

Hamileliğimin 2. ayında işten atıldım, hayatımda başıma gelen en iyi şeydi bu. Mükemmel bir gebelik geçirdim. Rahat, stresten uzak, sakin…

Son ay annem bizde kalmaya başladı. Ama son ayı geçtik biraz biz. 43. haftaya geldik hatta!? Hemen her gün NST’ye giriyordum, doktorum normal doğum istediğimi biliyordu ve beni destekliyordu, her şey normal seyrediyordu, beklemeye devam ediyorduk…

Her gece sancı nasıl başlayacak, nasıl gelişecek durum diye düşünüyordum. Yine öyle bir gece, 16 Mart 2007 Cuma gecesi saat 01:00 gibi bunu düşünürken kasıklarıma bir bıçak gibi ağır ve “kalın” bir sancı saplanıverdi!! Bekledim. Birkaç dakika sonra bir tane daha! Bu muydu? Yavaşça Uğur’u dürtüp “sancım var” dedim. Sallamadı beni, kalkıp annemin yanına gittim. Annem birkaç incelemeden sonra doğumumun başladığını ama hastaneye gitmek için erken olduğunu söyledi. Annemin koynuna yatıp kasılmaları karşılamaya başladık beraber. Beraber diyorum çünkü ben sancıdan iki büklüm oldukça annem beni sakinleştiriyor, bitene kadar sayıyor ve bana masaj yapıyordu. Sabah 8’e kadar böyle yattık, uyumadan, anne-kız sancılanarak, Kuzey’in her hareketinde onu da sakinleştirerek… Sabah annem beni sıcak bir duşa soktu, biraz peynir ekmek yedirdi ve Uğur’u kaldırdık. Uğur işlerini toparlamaya işe gitti, biz de taksiyle hastaneye gittik.

Beni hastanede hemen annemden ayırıp birkaç kadının yataklarda dizili yattığı bir yere aldılar. “Sancı Odası” diyorum ben oraya. Herkes acı çekiyordu. Mükemmel bir ekiptik! Birisi her sancı geldiğinde “Anam geldileeeeeeeeer!” diye bağırıyordu. Bir diğeri, karnında 2 aylık bebeği ölen bir kadındı, çok mutsuz ve uyuşturulmuştu, dumanlı kafasıyla bizlere dua ediyor, dua istiyordu. Diğer bir kız hamile kalamıyordu ve küçük bir operasyon geçirecekti. Değişik acılar, ortak duygular…

Önce lavman yapıldı, çok sancım vardı ve elimde serum şişesiyle tuvalete girmek zorundaydım. Ben umumi tuvaletlere giremediğim için önce tuvaletteki çamaşır suyunu klozete ve oturacağım yerlere boca ettim. Sancı geldikçe geçmesini bekliyor sonra hızlıca temizliği yapıyordum. Kolumdaki serumda suni sancı dedikleri zımbırtı vardı, git gide kuru kuru açılıyordum, çok acıyordu. O sırada annemin sesini duydum. Ebelere bağırıyordu; “Ya tuvalette doğurursa? O halde nasıl tuvalete gönderirsiniz?” diyordu. İşimi bitirmeme yardım etti, çıkardı beni tuvaletten. Hemen yatırdılar bok varmış gibi! Nefret ediyordum oradaki ebelerden şimdi. Hepsinin tırnağı uzun, yüzleri asıktı, o iğrenç uzun tırnaklı parmaklarıyla kontrol ediyorlardı habire, canım feci yanıyordu, saatler geçmişti ve ben artık yorulmuştum! Sancı başlayalı tamı tamına 11 saat olmuştu, yavaş açılıyordum.

Doktor su kesemi patlattı ve her şey daha da kötüleşti… Sancı dayanılmaz gibiydi, NST’ye bağlandığım için kalkmam yasaktı, nefes alamıyordum, oksijen bağlandı. Ebelere bağırarak doktoru çağırmalarını, sezaryen istediğimi söylemeye başlamıştım. Doktorum ve annem geldiler. Açılma 9 cm.’di, bebeğin başı doğum kanalındaydı. Doktorum bu durumda sezaryen yapılmadığını, normal doğurmak istediğimi ve biraz daha dayanmamı söyledi. Annem bana bakıp ağlıyordu, “bitecek, az kaldı, Allah’ım kızıma yardım et” diye çaresizce söyleniyordu. O halime dayanamayıp kaçtı… Ben sancı çekerken o kadın doğurdu, 3-4 sezaryen yapıldı, diğer kadın kürtaj oldu ve diğeri de operasyon geçirdi!

Nihayet çatala çıkma vakti geldi. Artık arası kalmayan sancılarımla birlikte doğumhaneye kadar sürükledim kendimi, çatala çıktım. Gıcık ebelerden biri kolumun uzanmasının çok zor olduğu bir yeri göstererek “Buradan tutmalısın ve çok sıkı ıkınmalısın” dedi. Ama çok zordu oraya uzanmak, doktor ıkın dediğinde kolayıma gelen yerden tuttuğumda beni uyarıp o zor yerden tutturuyordu. Hayvanlar gibi bağırmaya başlamıştım, yapamıyordum!! Diğerlerine nazaran daha “sevimli” olan ebe bağırmak için enerji tüketmemem gerektiğini, bebeğin başının gözüktüğünü, sapsarı seyrek saçları görebildiğini söyledi. Elimi Kuzey’in başına doğru götürdü, saçlarını okşadığımda bana birden bir kuvvet geldi. Deli gibi ıkındım, ama deli gibi kocaman bir ıkınma! Tam o sırada boynumdan garip bir ses geldi, o tutunduğum pozisyon yüzünden tam oracıkta boyun fıtığı oldum sayelerinde!! Ve o gerginlik hissi kayboldu, arkasından da vücudu bir balık gibi kaydı içimden… Plasentanın da vjjjj diye kaymasıyla birlikte hayatımda ilk ve son kez yaşadığım bir rahatlama hissiyle yeniden doğmuşum gibi hissettim kendimi…

Kuzey homur homur homurdanıyordu, ağzı burnu temizlendi ve hemen göğsüme yatırdılar onu… Kıpkırmızı, tertemiz (ne kan ne de vücut sıvısından eser yoktu yıkanmadığı halde…) ve sapsarı saçlıydı. O an hiçbir duygusallık hissetmedim. Ne o an ne de daha sonrasında. Görür görmez ağlamalar falan olmadı bende. Aksine içim katılaştı birden, güçlü, daha güçlü olmak zorunda olduğumu hatırlattım kendime, anneydim artık.

Ve beni neredeyse baştan aşşağı diktiler! İçli dışlı tabir edilen bir dolu dikişim vardı, sezaryen olsam daha az dikişim olurdu hatta! Karnım hemen inmişti, garip hissediyordum.

Herkes sedyede çıkarken ben tekerlekli sandalyede çıktım odama, doğum müthiş bir şey, olması gereken neyse o oluyor kendi kendine…

Kuzey oğlum 17 Mart 2007’de, 53 cm.’lik upuzun bir bebek olarak doğdu hayata… Dün de 4. yaşını geride bıraktı, ilk göz ağrım, olgun, duygusal balığım…

24 yaşında Kuzey’i aldım kucağıma… Biraz erken anne olmanın bedelini ödedim galiba lohusalığımda, bocaladım. Yanlış yaptığımı düşündüm sık sık. Ama bu kadar yakışıklı bir oğlan yanlış olamazdı, sonra sonra emin oldum işin doğruluğuna. Eve neşe geldi gerçekten, hem de ne neşe! Neşe kısmına odaklanmanın ne kadar salakça olduğunu da anladık tabii. Yok 2 yaş sendromu, yok gazı, yok yemesi içmesi…

Bir gün bunları okur mu bilmiyorum ama, eminim okuduğu zaman da şu anki gibi Kuzey, kendisiyle gurur duyduğum ve onun annesi olduğum için kendimle gurur duymamı sağlayan bir çocuk olacak hala. 43 hafta 3 günün sonunda, 14 saat çektiğim o acıya değdin, değeceksin. Seni seviyorum sarışınım…

Reklamlar
Genel kategorisinde yayınlandı. 6 Comments »

6 Yanıt to “Kuzey’in doğum Hikayesi”

  1. Ben Kızımın Delisiyim Says:

    Şuan 8 aylık anneyim ve bende 24 yaşında anne oldum.. hikayenizden etkilendim her doğum hikayesi bana kendi doğumumu hatırlatıyro hoş hala zaman zaman hatırlıyorum ama unutmak da istemiyorum. Doğum tek kelimeyle muhteşem birşey onca acıya rağmen muhteşem:)

    • no:27 Says:

      Sadece acılar unututluyor galiba bu doğum konusunda… Onun dışında sadece güzel anıları hatırlıyor insan…

  2. Ipek AG Says:

    harikasin. gercekten.
    bazi kadinlar geri geri park edemiyorlar, bazi kadinlar da normal doguma giremiyorlar. yapacak bir sey yok. buna özenmiyorum, kim ozenir ki?
    O dogumhaneleri, sancı odalarini gordum. Orada yasananlari da.. Cok zor.cok korkunc.
    Gercekten Cennet Analarin ayaginin altinda ve annenin hakki o-den-mez..
    ben kolaya kactim, şahane sezaryanlar geçirdim. bu kadarini yasayabilecek biri degilim. cok da memnunum, biliyorsun..
    ama sen bunu basardigini cok guzel anlatmissin.
    gule gule buyut aslan parcasini…

    • no:27 Says:

      teşekkür ederim İpek, dürüst ve çok samimisin.. Hepimizin çocukları güle güle büyürler umarım, acılardan uzak…

  3. CokBilmis Says:

    Çok kıskandımmmmm. Ben 41+1’de suni sancı alıp, sancım gelmeyince sezeryana girmeyi kabul ettim. Çok pişmanım…
    Kızım çok sağlıklıydı, bir 2 hafta daha bekleyebilirdim. Sezeryan kesinlikle kolaya kaçmak değil. İnsan bile bile ameliyat olur mu? Kolay ameliyat diye bir şey var mı? Vücudunu yanlamasına ikiye kesiyorlar. Hani yazının bir yerinde sezeryan olsam ancak bu kadar dikişim olurdu demişsin ya? Mümkün değil! Zira normal doğumda en fazla vajina çevresi deri ve yağ dokusu dikiliyor. Sezeryanda ise deri, yağ dokusu, kas dokusu ve bir iç organın kesilip dikiliyor.
    Offof, ikinciyi normal yapabilmeyi çok istiyorum. Doğumlarının ikisini de çok kıskandım. Darısı başıma diyorum 🙂


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: