Gıcık İnsan Tipleri

Evet, haklısınız, başlık “olumsuz”. Fakat söz veriyorum devamı gelecek. Tabii ki olumsuz olan her zaman aklımızda en çok kalandır, dolayısıyla ben de ilk yazımı en tazelerinden derlemeyi tercih ettim…

1) “Ben ünvansız bir hiçim.” Modeli : Tanıması en kolay tiplemelerdir. Çoğunluğunun yaşlı olduğunu rahatça söyleyebilirim. Bu insanlara “İsminiz nedir?” diye sorduğunuzda “Avukat Hakkı Hakyemez” ya da “Doktor Ayşe Elihafif” gibi cevaplar almanız muhtemeldir. Avukat, doktor, mühendis, vali, efendime söyleyeyim milletvekili, bürokrat, herhangi bir şey başkanı, mali müşavir diye uzar gider bu liste. Ortak özellikleri ya çok uzun süre ve önemli üniversitelerde okumuş olmaları ya da kendilerinden beklenmeyen bir performansla bulundukları yere gelmiş olmalarıdır. Asla bir manikürcü Hande ya da bekçi Ahmet değillerdir. Yanlarında aktif olarak çalışma hayatında artık olmasalar bile kartvizit taşırlar. Eğer ünvanlarını duymazdan gelir veya hatırlamadığınızı belli ederseniz hatırlatırlar ve hatta -deneyimlerime dayanarak söylemek isterim ki- o ünvanla hitap edilmek istediklerini söyleyebilirler. Aslolan alçakgönüllülüktür elbette, dolayısıyla hiç sevmem, üstüne dalga bile geçebilirim.

2) Soyadını İlk Adı Zannedenler: Küçük bir testle tanımak mümkündür. Sadece adını sorarsınız ama o size hem adını hem soyadını söyler. Polislerle en çok münakaşa edenler de bunlardır zannımca. En klişe replikleri “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” dur. Genelde soyadları –oğlu ekiyle biter. Çoğunun, biri diğerinden daha modern olan iki ismi vardır. Bu tiplerin imzası, abartılmış bir büyük harfle ve sadece soyadından oluşan bir imzadır. Her şeyin, basit bir e-postanın bile altına soyadlarını yazarlar. Kendilerini hatırlatırken soyadını taşıdıkları aile büyüklerini ya da çoğunlukla memleketlerini söylerler. Aslında soyadları önemsizdir, ne bileyim, bir Koç, bir Sabancı değildir ama sürekli öyle muamele görmek isterler. Anlayacağınız, hiç sevmem.

3) Küçük İkoncanlar: Tanımak için gören gözlerle bakmak gerekir. Büyük bir çoğunluğu genç kızlardan ve 30 altı genç kadınlardan oluşur. Birkaç işareti iyi saptamak lazımdır. Sürekli makyajlı-fönlüdürler. 1 ayda en çok dudak parlatıcıyı bu grup tüketir. Semt pazarlarındaki en ucuz ve en kaliteli gibi gözüken kıyafetleri bulabilirler. En iyi taklitleri kullanırlar. Çok kıyafetleri, çok çantaları vardır. %100’ü “ayakkabı delisi” olduğunu iddia eder. Şeker pembesini, tüylü garip kırtasiye gereçlerini, aklı başında birinin asla giymeyeceği abuk kıyafetleri ve taşlı tuşlu her şeyi çok severler. Yine büyük bir kısmı sıfır ya da standart bedendir. Şişmanları aralarına almazlar, alsalar bile kendi değerlerini arttırmak için şişmanları kullanırlar. Binlerce fotoğrafları vardır, bir araya geldiklerinde ilk sordukları şey “Aaa üstündekini nerden-kaça aldın?” dır. Ve her zaman söylenilen fiyatın daha düşüğüne bir başka mağazada görülmüştür. Böyle yarışırlar. Aç bir tüketim güruhudur. Sürümden kazanırlar. Sevmemek bir yana, nefret ederim.

4) Terbiye Budalaları: Ağzınızı doldura doldura “Ulan!” diye bağırdığınızda, başını asaletli bir ağırlıkla size doğru çevirip “cık cık cık” diye dilini şaklatanlar bunlardır. Masumca da olsa asla ve asla argo konuşmazlar, konuşanı ayıplarlar. Basitçe bir “Salak” demeyegörün efendim, sizi ana avrat sövmüşçesine yerin dibine sokarlar. Teşekkür yerine mersi, özür yerine pardon derler. Büyük bir kısmının Fransızcayla arasının iyi olduğu iddiasındayım. Hoşgörüsüz, saraylı havalarında gezen tiplerdir. Çoğu kadındır, yaşlıdır ve bence konken falan oynarlar. Dernek toplantılarında, kimsesiz çocuklara yardım şovlarında ve antin kuntin işlere para bağışlarken bunlara rastlayabilirsiniz. Her zaman ağır gece parfümleri sıkarlar ve çoğu, kocalarından zengindir. Kendilerinin ne kadar terbiyeli olduğunu göstermenin bir yoldur bu davranış aslında, bu yüzden hiç sevmem. Israrla küfredip yüzlerindeki şaşkınlığı izlemeye bayılırım.

5) Popülerler: Facebook’ta en çok ortak arkadaşınızın olduğu ve aynı zamanda çok iyi tanımadığınız ama listenizde ekli olan kişidir. Yüzlerce dostu vardır. Her gün bir mekandadır, her gün “popüler” bir mekandadır ve asla her gün evinde değildir. Mutlaka listesinde birkaç ünlü ve albümünde ünlülerle çekilmiş birkaç fotoğrafı vardır. Çantasında mutlaka fotoğraf makinesi taşır. Kendine aşıkmışçasına sürekli fotoğrafını çeker, yetmez photoshopla değişik efektler yapar, aynı fotoğrafı ekler de ekler. Hiç anlayamadığım bir sebepten dolayı her fotoğrafını 50+ kişi beğenir. “Canım” demeden konuşamazlar, sempatiktirler, sevmesem de enerjisini takdir ettiğim bir gruptur. Niye sevmiyorsun derseniz, sanırım samimi bulmadığım içindir. Belki de birkaç kez dost zannedip unutulmuşumdur, bundan da olabilir…

6) Her Şeyin En Doğrusunu Bildiğini Zannedenler: Bir konu hakkında konuşurken terminolojiyi en doğru kullananlar bunlardır. Bildikleri doğru olmasa bile doğru olduğuna sizi inandırırlar. Karşıdaki istemese bile akıl verir, yol gösterirler. Fikirleri en çok çalınan, en çok konuşan tiplerdir. Konuyu tam bilmeseler de, bildikleri kadarını öyle bir anlatırlar ki, biraz kassalar o konu hakkında bir tez bile yazabileceklerini düşünürsünüz. Dürüst olmak gerekirse, ara sıra kendimi içinde bulup hemen toparlanmaya çalıştığım gruptur. Sevmem, çünkü yanlış iştir, ukalalıktır.

7) Açın Halinden Anlamayan Toklar: Sizin cebinizde minibüse gidecek 2 TL. bile yokken, bunu bile bile “Atla taksiye git” diyenlerdir. Fahiş fiyattan aldıkları gereksiz alet edevatı “Ayol çok ucuza aldım, hiç kaçırma valla” diye gözünüze sokanlardır. Karşısındakinin maddi durumunu bildiği halde ısrarla üstüne giden, insanı zor durumda bırakan sıkıcı insanlardır. Arkadaşlarımı maddi durumlarına göre seçerler. Aldıkları şeyin daha ucuzunu siz bulmuşsanız eğer, o aldığınızın taklit olduğunu iddia eder, sizi çakma eşya kullanan bir sefil fare gibi hissettirir. İnsanları eşyalarıyla, giydikleriyle yargılarlar. Çoğu yoksulluktan bir anda zenginleşmiş olanlardır bence. Paranın şokunu atlatamayan arada kalmış sonradan görmelerdir. Bir mağazada dandik bir 4 tekerli bebek arabasına 1500 TL verdikten sonra hala ucuz bir baston puset kullanan karşı tarafa çok karlı bir alışveriş yaptığını mal gibi anlatandır. Mantar gibi türedikleri için, etrafımda çok oldukları için, aynısı bilinmeyen bir markada daha ucuza varken sırf marka diye pahalısına yönelmeyi müsriflik saydığım için bu tipleri hiç hiç hiç sevmem. Her daim aptallıklarını yüzlerine vurmayı kendime bir borç bilirim, hiç affetmem.

8) Çevresi Genişler: Bir müşkülünüzü söylediğinizde hemen çare olabileceğini düşündüğü bir tanıdığını aramaya çalışanlardır. İyi gibi mi gözüktü? Değildir. Diyelim ki işe ihtiyacınız var, “keşke x bankada iş bulabilseydim!” diye yakındınız… Hemen “Benim dayımın bacanağının amcaoğlu orada müdür, bi arayalım!” der. Engel olamazsınız. İyi niyetli olanları arar, sorar, kendini paralar fakat tanıdıktan iş yoktur. Ama ısrarla bu kişiler araya girmekten hoşlanırlar nedense. Bir de kötü niyetliler vardır. Bunlar da gösterip vermeyen cinstendir. X bankada sizin istediğiniz bölümün müdürünü tanıyordur. Bunu size söyler ama asla onu aramaz. Size aradım der, ilgileniyor der fakat yalandır. Çünkü müdür için bu arkadaşınız hiç kimse değildir aslında. Sizin en çok istediğiniz bölümde çalışan bir yakınının olması ona haz verir, mutluluk verir. Çok karşılaştığım tiplerdendir, hiç yapmadım ama bir dahakine ısrarla yapamayacağı şeyleri istemeyi düşünüyorum bu insanlardan.

Şimdilik ufak bir ara veriyorum bu tiplemelere. Çok yakında devamı gelecek… Beni özleyin anacım, baaaay!

Reklamlar
Genel kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »
%d blogcu bunu beğendi: