Değişmeyen Tek Şey

Son zamanlarda ne çok şey değişti hayatımızda… Defne bıcır bıcır konuşmaya başladı. Doğduğunda kısacık olan o seyrek kirpikleri upuzun oldu, gürleşti. Gözlerinin mavisine yeşil, sarı, kahverengi hareler ekleniverdi birden. Saçları omuzlarına düşmeye başladı. Daha içli ağlamalar, daha öfkeli bağrışmalar eklendi kişiliğine kızımın. Karakteri belirginleşmeye başladı. Sevdikleri sevmedikleri çıktı ortaya. Koşarken daha dengeli, küserken daha kırgın, alırken daha vicdanlı oldu birden.

Oğlum desen ayrı dünya. İki ay sonra “büyük okula” başlayacak 7 yaş görünümlü bir beş yaş çocuğu oluverdi. Daha anlayışlı ve istemediğinde daha anlayışsız bir küçük erkek var karşımda artık. Heykellere dudak ısırtacak güzellikte vücudundan birhaber bir sarışın, bir güneş kafalı yakışıklı oldu. Otokontrolünü eline almaya başladı. Kendini frenlemeyi ve bazen de 3 yaşına geri dönüp umursamazca isteklerini ön plana almayı da başarıyor artık. Büyük insanların dünyasına daha aşina, daha yakın br olgunlukla yetişiyor küçük adamım.

Ya ben? Ben değişmedim mi peki? Yine dengesiz umutsuzluklarım var ama sanırım daha kolay başediyorum artık onlarla. Daha fazla çözüm üretir oldum. Yaşımın olgunluğuna erişemedim belki ama çok daha küçük yaşlarda yakalamamış mıydım zaten o ciddiyeti? O pervasızlığı ve o bencilliği? Hala çok fikrim, çok vaktim ama az isteğim var. Hiçbir zaman üçünü aynı seviyede biraraya getiremedim. Hala insanlar kırılmasın üzülmesinler diye kendimi tutuyor ya da içimden gelmeyen şeyleri yapıyorum. Azalttım ama bitiremedim bu huyumu. Öyleyse hala içimde biraz “sosyal iyilik” kalmış, değil mi?

28 yaşımın sonlarındayım. Gençmişim gibi hissediyorum ama artık yapamayacağım öyle çok şey var ki. Bu yaştan sonra parlak bir kariyer sahibi olmak mesela? Neden olmasın diyenler var, duyuyorum ama aynı noktaya geri dönüyorum o zaman işte. Çünkü bunun için hiçbir zaman isteğim olmadı. Hiçbir zaman kendimi birkaç insanı yönetebilen bir yönetici gibi hayal etmedim, edemiyorum. İstemiyorum da. Para için çalışıyor olduğumuz gerçeğini yadsıyamıyorum. Kazanmak, daha çok kazanmak, daha çok sahip olmak, daha daha daha… Sonunu göremiyorum, bana doyum vermiyor. Belki de bu yüzden birçok iş yaptım ama tutunamadım. Hırsım, tutkum olmadığından. İstemediğimden. Oysa istesem kökünden sökerdim, biliyorum.

Kocam da değişti son bir senede. Geçen sene daha çok kavga ediyorduk, artık çok az tartışıyoruz. Bir çeşit huzur yakaladık galiba sonunda. Hayır, birbirimize uyum sağlamadık ama törpülendik biraz. Çok uyumsuz ve çok uyumluyuz, bu bizi sarstı bence. Damak tadımız, yaşam tarzlarımız, dinlediğimiz müzik, isteklerimiz gibi konularda uyumlu olsak da, çok farklı kişilikleriz aslında. Farklı yetişmiş farklı insanlarız. Ben hayalleriyle doyan biriyim, o ise hayal bile kurmayan bir adam. Uyum yakalamak zor elbette. Aslında tam bir uyum da denemez. Kabullenme olabilir. Böyle durumlarda tel gözlük takıp felsefeye kafa patlatmanın manası yok. Herhangi bir komşu kadın gibi düşünüp, “2 çocuk, 12 sene sonra neyin uyumsuzluğu bacım?” da diyebiliriz bu sonuca aslında. Yok öyle hem özgürlüklerinin peşinden koşup hem de aile sahibi olmak. Her seçiş bir vazgeçiş sonuçta. Yeter ki uğruna vazgeçtiklerine değsin. Ki değdi, değiyor.

İçindeki yumuşaklık derinleştikçe kabuğu sertleşen bir böceğe benzedim yıllar sonunda. Mutsuzluklarım arttıkça mutlu olacak daha çok şey görmeyi becermeye ve daha çok hayaller kurmaya başladım. Daha merhametli ama merhametimi göstermekte daha seçici oldum. İnsanları söküp atmayı öğrendim. Kararlarımın arkasında durmayı ve kararında insan silmeyi. Daha da, daha da güçlü olmak, kişiliğime yapılan saldırılara karşı daha hızlı yanıt verebilmek, işte benim de hedefimde bu var artık. Tabii bu beni bazen çirkinleştiriyor. Yalnızlaştırıyor. Anlaşılmaz gözüküyorum, biliyorum. Fakat bunu böyle yapmazsam, rock konserinde kendini kaybedip sahneye doğru yığılan insan kalabalığında ezilen bir çocuk gibi kaybolurum. Oysa benim güçlü olmam lazım. Anneyi, babayı, kocayı falan geç. İki tane çocuk var benim gücüme ihtiyacı olan. Ben ağlak, mazlum, ezilmiş bir anne profiliyle çocuklarımı kendime görünmez iplerle bağlamak istemiyorum. Çocuklarına sürekli dert anlatan, ihtiyaç sahibi bir anne olmak da istemiyorum. Annem gibi güçlü, ayakları sağlam basan bir kadın olmak, çocuklarıma da bu gücü ve dayanıklılığı hissettirmek istiyorum.

Bazı çocuklar -ki onlar bugünün yetişkinleri aslında- annelerine olan bazı hislerini sevgi sanıyorlar. Ne zavallı bir ilişkidir bu halbuki! Oysa dışardan bakıldığında o hissin sadece ve sadece acıma olduğunu görebilirsiniz. Hep ezilmiş, hep itilmiş kadınlar, çocukları büyüyüp hayata atıldıklarında çocuklarını kendilerine bu mağdur edebiyatıyla bağlıyorlar aslında. “Beni sevmelisin ve benimle ilgilenmelisin çünkü beni hiçkimse sevmedi, benimle kimse ilgilenmedi” mesajını veriyorlar bilerek veya bilmeden. Koca koca adamlar nasıl da bebekleşiyorlar birden annelerine “babalık” yaparlarken, fark ettiniz mi hiç bunu?

Dünya da değişiyor, fikirler de, akımlar da. Dün yanlış dediğimiz şeye bugün doğru diyoruz. Hangimizin doğru yaptığını gösterecek tek şey ise zaman. Klişe ama yorgunum ben. Benim gibi tembel ve durgun birine göre çok hızlı bir dünya bu. Hiçbir şey in olduğu gibi kalmadığı bir karmaşa. Hızına yetişemiyorum, mecburiyetlerim beni sürüklüyor çok bitkin düşüyorum. Yapmak zorunda olduklarımla yapmaya uğraştıklarım arasında kalmış durumdayım ve hiçbiri tam olmuyor gibi hissediyorum.

Güne her zaman neşeyle başlayabilen Defne gibi olmak çok isterdim. Her sabah sorumluluklarını ve günün planını kendine hatırlatan Kuzey gibi. Başına her gelene boyun eğip asla karşı gelmeyen kocam gibi. Fakat ben hep bir mücadele içindeyim. Sabahları ağrılar içinde ve hep uykumu alamamış olarak uyanıyorum. Plan desen gün içinde yapılırsa yapılır yoksa yok. Neşe? Beni uzun zamandır tek neşelendiren şey çocuklarımın arasındaki ilişkiyi gözlemlemek. Evet sadece bu. Düşünüyorum ama başka neşeli bir an bulamıyorum.

Ve ben annem gibiyim. Kendiyle, çevresiyle, içiyle, eşyalarla, her şeyle savaş halinde. Ayağını kapıya vurup bütün bir gün her şeye kızabilen, bazen kendini neşeye boğan bazen de kederden boğan. Manik ve depresif. Kendim olmaya ne zaman başlayacağım ben? Belki de bu kendimim. Bundan nasıl emin olacağım? Bilmiyorum.

Son zamanlarda ne çok şey değişti hayatımızda. Defne’nin kirpikleri, Kuzey’in duyguları, kocam. Yorgunum ben…

Reklamlar
Genel kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

4 Yanıt to “Değişmeyen Tek Şey”

  1. Ruzgarli Gunler ve Geceler Says:

    Çok güzel bir yazı bu. Çok umutlu değil ama çok güzel bir yazı. Fırtınalı bir romanın final paragrafları gibi…

  2. www.yesilmutfaktanlezzetler.blogspot.com Says:

    Ne güzel yazmissin Mehtap cim, yüregine saglik….


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: