Bu da Gol Değil…

9 ay kadar önce manasız gülme-ağlama krizleri, öfke patlamaları ve çocuklarımla iletişimimizin kopması gibi sorunlar sebebiyle psikiyatra gitmiş, bipolar bozukluk ve majör depresyon tanısı ve kutu kutu Prozac’la dönmüştüm eve. Sonra krizlerin yerini ilacın verdiği yapay mutluluk alıvermiş, kendimi ütüye vurmuş ama düzelmiştim sonuçta. Çocuklara karşı daha tahammüllü olmuştum, artık ütü birikmiyordu, iştahım bile kapanmıştı. Evet, 3 saatten fazla uyuyamıyordum ama enerjim yerindeydi işte. Sonra ufak bir yan etki yüzünden ilacı şak diye bıraktım, ki doktorun önemle üzerinde durduğu nokta, kesinlikle ilacın kontrollü bırakılması gerektiğiydi.

Son 1 aydır dengem yine bozuldu. Sosyal olayların insanların psikolojilerini etkilediğini bilirdim de, bu kadar hassas biri olduğumu bilmezdim. Her gün bir şehit haberi, şaibeli sınavlar (sana ne demeyin ben de girdim KPSS’ye), kısıtlanan özgürlükler, yalancı siyasetçiler, halka zarar veren ideolojiler, ayrıştırılan ve bölünen bir toplumun içinde yaşıyor olmak ve bunların hiçbirini görmeden musmutlu yaşayan bir cahiller ordusuyla sarılmış olmak… Zaten 2 çocukla bakacak kimsen yokken iş aramak yeterince travmatikken bir de üstüne bunlar eklendi de eklendi. Benim devreler yine yandı.

Yapamıyorum ve bilmiyorum yapanlar nasıl yapıyor!. Televizyonda paramparça olduğu için tabutu lehimlenen 22 yaşındaki askerin toprağa verilişini gördükten sonra nasıl akşam yemeklerine, ailelerine, çocuklarına, işlerine dönüyor insanlar nasıl? Yapıyormuş gibi görünmek ve yapmaya çalışmak beni o kadar yordu ki… O eski ruhsuz öfkeli halime geri döndüm ve yine mutsuzum. Kocam “Fazla muhalifsin başın derde girecek” diyor, konuşup yazamıyorsun. Çocuklarım her şeyden habersiz, geleceklerinden habersiz benden sevgi ve ilgi bekliyorlar. Orada çocuklar ölür ve yalancılar güçlendikçe güçlenirken onlara her sarılışımda bir eksiklik, bir yanlışlık ya da hiçbir şey hissetmezsem de suçluluk hissediyorum ben. TV karşısında her ağlayışımda gelip bana sarılıyorlar ve ben bir tek onların beni anladığına inanır oldum. Arkadaşlar desen… Anlatınca “kızım saçmalama hayat böyle ne yani hepimiz depresyona mı girelim?” diyorlar.

Cumartesi günü aklımda hep “Çok fazla acı var” diyerek kendini köprüden atan öğretim görevlisi kadın vardı. Onu o kadar iyi anladım ki! Bu belirsizlik ve adaletsizliğe tanık olmak bana çok ama çok acı veriyor ama mantığım hala baskın ve çocuklarım… Çocuklarım var benim! İyi olmam gerek… Tekrar hapa geri döndüm. Kimyasallardan mutluluk umuyorum, “amaan sen de!”dedirtsin bana bunu istiyorum. Susabileyim, ilahi adaleti beklerken sabırlı olabileyim istiyorum.

TV izlemeyeceğim, gazete okumayacağım, konuşan varsa dinlemeyeceğim, deneyeceğim bunu. Önerileriniz varsa onları da denerim, yeter ki işe yarar olsunlar…

Bilmiyorum o aptal mutluluğuna erişebilecek miyim?..

Genel kategorisinde yayınlandı. 8 Comments »
%d blogcu bunu beğendi: