Defne’ye Güzelleme

Defne… Ah Defne! Seni küçük cadı!
Bitiyorum sana, bitiyorum, bayılıyorum! O karpuz kokulu küçük beyaz omuzlarına, kımıl kımıl hareket eden şişko ayaklarına, oturunca kat kat olan tombik beyaz bacaklarına ve dışarı çıkık o patron göbeğine bayılıyorum!
16 ayını geride bırakmak üzeresin ve çok hızlı ilerliyorsun. Dışarı kıyafetlerini giydiğinde birisi, ayakkabılarını önümüze atıp “Giydi!” diyorsun, sokak delisisin, gezentisin!
Banyoya girer girmez en yakın su kaynağına atlıyorsun. Balkondaki musluğu açmaman için contasını kanırtırcasına sıkıyorum, biliyor musun? Saçların, yüzün, ellerin ıslakken mutlusun, su perisisin, su kuşusun, balıksın Defne!
Biri fotoğrafını çekecek olsa, objektife yaklaşıp sırıtıyorsun. Çat çut suratıma vurduktan sonra şirinlik yapıyorsun, son gücünle sırıtıyorsun. Sen sevildiğini biliyorsun, sevgi arsızısın Defne…
Bazen ağlıyormuş numarası yapıyorum, ellerinle yüzümü avucuna alıp gözlerimin içine bakarak gülüyorsun. Üzüntümü alıyorsun, dağlara taşlara savuruyorsun, mutluluktan uçuruyorsun. Sen anlayışlı ve duygusal bir küçük bebeksin Defne!
Abin seni itip kaktığı her kavga sonrasında mutlaka bir yerlerine sekiz dişinle imzanı atıyorsun. Hakkını yedirtmiyorsun, savunuyorsun kendini. Az önce haşatını çıkartan abin seninle barışmayı kabul ettiğinde ise az önce ısıran sen değilmişsin gibi çocuğun dizlerini, ellerini öpüyorsun. En iyi kardeş, candaş, yoldaş sensin Defne…
Adilsin, biliyor muydun? Aynı odada birine seslenirsen, diğerlerine de seslenmeden susmuyorsun. O ışıklı gülüşünü hiçbirimizden esirgemiyorsun. Öyle ki, seni güldürmek, avutmak kolay çünkü yüzün gülümser senin Defne, güleçsin!
Müzikle uyuyorsun, dans ediyorsun, şarkılarını seçiyorsun, müziği seviyorsun. Yemek yerken beni hiç üzmüyorsun. Abinin aksine sen bana yemek pişirmemin gerekliliğini anımsatan çocuğumsun. Dertsizimsin, annesini yormayan halk tipi bebeksin sen.

Altını açık bıraktığımda bir yere çiş yaparsan elimden tutup beni olay mahalline götürüyorsun. Halıya değil de parkeye çiş yaptığın için benden övgü bekleyen utanmaz kızsın sen Defne. Yine de bir yerlere gizlice çişini yapıp saklamıyorsun, akıllı bıdığımsın!

Boyundan büyük sandalyeleri, oyuncak kutularını, sehpaları, çamaşır sepetlerini sürekli bir yere çekiştirip duruyorsun. Güçlüsün ve çok azimlisin. Atom karıncasın sen Defne…

Sokakta tanıdık tanımadık herkese el sallıyorsun ve kimsecikler sana kayıtsız kalamıyor. En nemrut kadınlar, gözleri az gören dedeler ve hatta yanlarında kendi çocukları olan anneler bile sana cevapsız kalamıyor. Canayakınsın, sevecensin. Kıskandığımsın hem de!

Endişelerimin, korkularımın başkahramanısın. Sana her baktığımda büyüdüğünü, erkek arkadaşının olduğunu, hayatının bir döneminde bana acayip gıcık olacağını düşünmeden edemiyorum. O günleri görebilecek kadar sağlıklı olmayı ve olmanı çok istiyorum, bunun için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Yine de kendimden biliyorum ki, o beni sevmediğin dönem sonunda beni her zamankinden çok seveceksin, eminim. Çünkü sen benim, annesine benzeyen küçük asi kızımsın.

Bir gün bunu okursan, ne yaparsan yap, ne olursan ol hep seni sonsuz sevdiğimi ve seveceğimi hatırla.

Ecelimle yatağıma yatıp ölümü karşıladığım o son nefesimde, hayatımı dolu dolu yaşayıp bitirmişken ve 3 rakamlı yaşlara çook yaklaşmışken tabii(!), seni hayata hazır ve mutluluk içinde ve tabii ki abinle el ele bırakabilmiş olmayı diliyorum sevgili kızım.

Seni seviyorum Defne, çok ama çok seviyorum!

Defne'den... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Bağlandık!

Defne 8 aylık oldu Kasım’ın 8’inde.

Artık oturabiliyor, son sürat emekliyor, tutunup kalkıyor, “sıralıyor” ve tek elle tutunup arkaya eğilerek reklam seyredebiliyor.

Kovalamaca oynayabiliyoruz. İyi güzel ama ben hep yakalanıyorum!

Odadan çıkıyorum, arkamdan şap şap emekleme sesleri. Nereye gitsem geliyor. Gelemediği yerde kaderine küsüp, oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Ben varken mutlu, bensiz mutsuz. Babayı özlüyor, abisine gülücükler saçıyor ama bana müptela. Sadece süt de değil mevzu. Beni istiyor.

Gece uyanıp yatağından bana iş atıyor. Bir süre yatağa alıp emziriyorum, uyuyor. Geri yatırınca uyanıp ağlıyor. İstiyor ki ben hep yanında olayım, meme hep ağzında olsun, gözgöze olalım, kolyemle oynasın, tek dişiyle bana gülümsesin…

Aslında bundan hoşlanıyorum. Adeta soğuk esen bir rüzgar gibi büyüyen Kuzey’in hiç böyle bağlanma problemi olmadı. Serinkanlı, kendine yeten bir bebekti. Yatağına bırakırdın, uyurdu. Kalkınca ağlamadan oyun oynardı. Kolaydı.

Bu aylarda anneye pek bağlanırmış bebekler. Odadan çıkınca geri dönmeyecek zannedip ağlarmış. Aynısını yaşıyoruz.

1,5 ay daha doya doya birlikteyiz. Sonra anne işe gidecek. Defne ağlayacak. Hepsi bu…

Defne'den... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »
%d blogcu bunu beğendi: